Doktor Görüşleri - Ganoderma Reishi Mantarı

İçeriğe git
KIRMIZI REISHI MANTARI
DANIŞMA HATTI: 0552 2411000
Reishi Mantarı ve Faydaları Hakkında Detaylı Bilgi Almak için 7/24 Arayabilirsiniz.
Reishi Mantarı ve Uzman Görüşü
Gano Excel - Ganoderma Lucidum
Gano Excel ve Uzman Görüşü
Gano Excel Uzman Görüşü
Gano Excel ve Uzman Görüşü: Dr.Soner Dileklen
Gano Excel Uzman Görüşü: Dr.Soner Dileklen
Gano Excel ve Uzman Görüşü: Prof.Dr.Ömer Çolak Star
Gano Excel Uzman Görüşü: Prof.Dr.Ömer Çolak Star
Gano Excel ve Uzman Görüşü: Uzm.Dr.Yavuz Dizdar
Gano Excel Uzman Görüşü: Uzm.Dr.Yavuz Dizdar
BİR UZMAN GÖRÜŞÜ - Prof.Dr.Ahmet Aydın
Prof. Dr. Ahmet AYDIN    İstanbul Üni. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Kanser tedavisinde en çok kullanılan mantar Kırmızı Reishi Mantarı’dır. Kırmızı Reishi Mantarı’nın kansere karşı etkisi kanser hücrelerine karşı toksik olmasına, iltihap azaltıcı etkisine ve immün modülatör etkisine bağlanmaktadır. En çok etkili olduğu kanserlerin başındameme, prostat ve akciğer kanserleri gelmektedir.

Her geçen gün artan kanser vakaları, yaş sınırının gittikçe gençleşmesi bu hastalığı hepimiz için korkulu rüya haline getirdi. Peki nedir bu illet, bu illetten kurtulmak, korunmak mümkün mü, çaresi var mı?

Hayatımızı sürdürebilmemiz için hücrelerimizin sürekli yenilenmesi yani bölünüp çoğalması gerekir. Yaşam süresini dolduran hücreler vücuttan atılır, yenileri oluşur. Bu denge genlerimizin kontrolü altındadır. Bazı genler hücrelerin bölünüp çoğalmasını sağlarken bazıları da aşırı hücre üremesini dizginler.

Çocukluk çağı dışında yaşlanan hücrelerle yeni yapılanlar hemen hemen birbirine eşittir. Yani mekanizma açısından bakarsak kanser, aşırı hücre üremesinin dizginlenememesine, yani yıkımdan çok yapım olmasına verilen addır.Beslenme, hava kirliliği, radyasyon, sigara, çevre kirliliği, gıda katkı maddeleri ve çeşitli toksinlerin yaptığı hasar gen fonksiyonlarını bozduğu (mütasyon)için hücreler aşırı şekilde ürer. Hücrelerin aşırı şekilde üremesini dizginleyen genler ise aktiviteleri azaldığı ya da bu aşırılıklarla baş edemediği için kanser oluşur.Yiyeceklerimiz ya da diğer çevresel faktörlerde bulunan kanser ajanları DNA’larımıza bağlanarak hasara uğratır. Hasar kritik düzeye ulaşınca da normal hücreler kanserli hücreler haline dönüşür. Sağlıklı bir insan vücudunda bulunan DNA onarım enzimleri ve diğer gen koruyucu mekanizmaları 24 saat içinde hasarın yüzde 90’ını temizler. Her insan hücresinde günde yaklaşık 10 bin mütasyon olur. Eğer DNA onarım enzimleri yoksa ya da yetersiz çalışıyorlarsa bu mütasyonlar hızla kansere yol açar.

Hücrelerin DNA onarım kapasiteleri sınırlıdır; sonsuz değildir. Bu nedenle gen koruyucu mekanizmalar son derece önemlidir. Genlerin korunmasındaki en önemli faktör ise onları besleyen besin maddeleri ve vitaminlerdir.

Kanserlerin yaklaşık yüzde 80’inde neden bellidir. Vakaların yarısından fazlasını akciğer, kalın bağırsak, meme ve prostat kanserleri oluşturuyor. Akciğer kanseri beslenmeyle de ilgisi olmasına rağmen daha çok sigara tüketimi ile ilişkilidir. Kalın bağırsak, meme ve prostat kanserleri ise daha çok beslenmeye bağlıdır. AIDS, Ebstein-Barr virüsü (öpücük hastalığı) ve B hepatiti virüsü gibi enfeksiyonlar da başlıca kanser nedenleri arasında yer alır. Bu arada önemli nedenler arasında radyasyon, elektromanyetik dalgalar, tarım ilaçları, gıda katkı maddeleri, GDO’lu yiyecekler, ağır metaller ve diğer kimyasal toksinler fiziksel ve kimyasal zararlılar başı çekmektedir.

Kemoterapi ve radyoterapi tümörün büyümesini azaltabilir ama her zaman tümörü yok edemez. Yok etse bile tümörün tekrarlama olasılığı vardır. Kemoterapi, radyoterapi ve cerrahiden oluşan klasik kanser tedavisinin etkinliği birçok organ tümöründe artık plato çizmeye başladı. Artık tedavi başarısında hissedilir bir artış olmuyor. Ayrıca standart tedavi sırasında akut bir toksisite oluşması da önemli bir risktir. Bu nedenle klasik tedavinin toksisitesini azaltacak ve tümör eritici etkisini artıracak araçlar kanser tedavisinin başarısını artırabilecektir.

İşte makro besinler, vitaminler, mineraller ve flavonoidler bu araçların başında gelmektedir.

“Aslında erken teşhis için harcadığımız emeğin yarısını erken korunmaya harcasak, kanseri azaltabiliriz.”

Kanser oranları sizce neden artıyor?  Bunun iki temel neden var; 1. Beslenmede yapılan hatalar, 2. Toksinler. Son yarım yüzyılda piyasaya 80.000 kimyasal maddenin girdiğini düşünürseniz sorunun büyüklüğünü anlayabilirsiniz.

Kanser neden en çok şekeri sever? Son yıllarda beslenme düzenimizdeki en olumsuz değişim rafine şeker ve unlu gıdaların aşırı bir şekilde tüketilmesidir. Aşırı şeker tüketimi ile kanser arasındaki ilişki iki kez Nobel Tıp Ödülü alan (1931 ve 1944) Alman Otto Warburg tarafından ortaya koyuldu. Warburg kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden farklı bir metabolizması olduğunu göstermiştir. Kanser hücreleri şekeri kuru bir süngerin suyu emmesi gibi emer. Kanser hücreleri sağlıklı hücrelere göre 3-5 kat daha fazla şeker kullanır.Şekerin tek zararı kanser dokusunu beslemesi değil. Aşırı un ve şeker tüketimi insülin direncine (metabolik sendrom) yani hiperinsülinizme yol açar. Hiperinsülinizm, insüline benzer büyüme faktörü (IGF-1) düzeyini artırır. Serbest IGF-1 hemen hemen bütün dokularda hücre üremesini kontrolsüz bir şekilde artırarak kansere neden olur. Normal tartılılarla kıyaslandığında vücut kitle endeksi 40’ın üzerinde olanlarda, yüzde 50-60 oranında daha fazla kanser görülmektedir. Sadece son 10 yılda Türkiye’deki şişmanlık iki kat arttı. Kanserdeki artıştan sorumlu olan faktörlerin başında da şişmanlık gelir.

Bilindiği gibi her kronik hastada C vitamini düzeyleri düşüktür. Fakat kanserli hastalarda bu oran çok daha düşüktür. Çünkü kanser hücreleri C vitaminini tıpkı bir vantuz gibi içlerine çeker ve vücudun zaten az olan C vitamini depolarını iyice tüketir. Peki kanser hücreleri C vitaminini severler mi? Aslında hayır. Ama onu glükoz zannederler. Çünkü C vitamininin molekül yapısı glükoza çok benzer. Bu nedenle kanser hücreleri C vitaminini glükoz zannederek içlerine çeker. Yani eğer kanda çok yüksek miktarda askorbik asit varsa kanserli dokuya geçen C vitamini miktarı da artar.

Kırmızı Reishi Mantarı (G. Lucidum) çeşitli hastalıkların tedavisinde en çok kullanılan mantardır ve hastalıkların tedavisinde rol oyanayan birçok mekanizması vardır. Bu özellikleri büyük ölçüde polisakkaritlerden çok zengin olmasına bağlıdır. Mantarın yaklaşık %40’ı beta glukandır. Triterpenoidlerden de oldukça zengindir.Kırmızı Reishi Mantarı aşağıdaki özellikleri nedeni ile birçok hastalığın tedavisinde etkilidir.- Histamin salgısını azaltmak- Karaciğer koruyucusu- Tansiyonu düşürmek (ACE inhibisyonu)- Kolesterol sentezini azaltmak- İltihabı azaltmak- Apoptozu sağlamak- Antioksidan etki- Antimikrobik etki- Immün modülasyon- Sakinleştirici etki- Anti-kanser etki Bu hastalıkların başında alerji, karaciğer hastalıkları, hipertansiyon romatoid artit ve en önemlisi kanserler gelmektedir. Kırmızı Reishi Mantarı’na ‘Ölümsüzlük Mantarı’ diyenler de vardır.

Kanser tedavisinde en çok kullanılan mantar Kırmızı Reishi Mantarı’dır. Kırmızı Reishi Mantarı’nın kansere karşı etkisi kanser hücrelerine karşı toksik olmasına, iltihap azaltıcı etkisine ve immün modülatör etkisine bağlanmaktadır. En çok etkili olduğu kanserlerin başında meme, prostat ve akciğer kanserleri gelmektedir.

Kırmızı Reishi Mantarı’nın kanser tedavisine destekleyici olduğu, kemoterapinin yan etkilerini azalttığı yönünde bilimsel araştırma sonuçları var. Ben de bu görüşü paylaşıyorum ve hastalarıma öneriyorum.
Gano Excel ve Uzman Görüşü: Dr.Mustafa Eraslan
Gano Excel Uzman Görüşü: Dr.Mustafa Eraslan
Gano Excel ve Uzman Görüşü: Uzm.Diyetisyen Turgay Köse
Gano Excel Uzman Görüşü: Uzm.Diyetisyen Turgay Köse
Gano Excel ve Uzman Görüşü: Doç.Dr.Sezer Sağlam
Gano Excel Uzman Görüşü: Doç.Dr.Sezer Sağlam
Gano Excel ve Uzman Görüşü: Uzm.Dr.Ayla Çetin
Gano Excel Uzman Görüşü: Uzm.Dr.Ayla Çetin
BİR UZMAN GÖRÜŞÜ - Prof.Dr.Çiğdem Papila

Prof. Dr. Çiğdem Papila İstanbul Ün. Cerrahpaşa Tıp Fak. İç Hast.Onkoloji B.D.Ü.

“Benim yaptığım araştırmalarda ve hastalardan gelen isteklerde Kırmızı Reishi Mantarı ile karşılaştım. Yüzyıllar önce ‘Ölümsüzlük Mantarı’ denilen ve Japonya’da kullanılan bu mantarın bağışıklık sistemini güçlendirdiğine dair araştırmalar var. Bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor, doğal hücresel aktiviteyi hareketlendiren etkileri var. Hücresel bağışıklığı harekete geçiren bir vitamin bu. Bunun yanında Alzheimer, Parkinson, antioksidan etkisi olduğu için immun sistemi kuvvetlendiriyor, enfeksiyonlara karşıda koruyucu etkileri var.”
Gano Excel ve Uzman Görüşü: İbrahim Gökçek
Gano Excel Uzman Görüşü: İbrahim Gökçek
Gano Excel ve Uzman Görüşü: Mehmet Öz
Gano Excel Uzman Görüşü: Mehmet Öz
BİR UZMAN GÖRÜŞÜ - Prof.Dr.Erdem Yeşilada
Prof. Dr. Erdem Yeşilada Yeditepe Üniversitesi

Kırmızı Reishi Mantarı Japonya’da önemli mantarlardan biridir ve polisakkarit içerikleri bakımından zengindir, dolayısıyla bağışıklık sistemini desteklemektedir. Bu nedenle insanın daha dinç, hastalıklara daha dirençli olmasını sağlar. Bu bakımdan insan ömrünü uzatıcı özellikleri bulunduğu kabul edilir.

Reishi Mantarı’nın Çin tıbbında yüzlerce yıllık geçmişi vardır. Son yıllarda gerek Avrupa ve gerekse Amerika’ da önemli bir yer kazanmıştır. Etkileri bilimsel olarak giderek artan bir şekilde ortaya konulmaktadır. Hem bağışıklık sistemi üzerinde etkili olması hem de anti kanser bileşenlerine sahip olması bir ilaç veya karışım için önemli bir avantajdır. Modern tıp uygulamalarında kemoterapi sırasında kontrollü bir şekilde bağışıklık sistemini destekleyici olarak başarı ile uygulandığı görülüyor. Kırmızı Reishi Mantarının bağışıklık sistemini güçlendirerek sağlığınızı korumaya yardımcı olduğu, içeriğindeki aktif maddelerle birçok hastalığın tedavisinde destekleyici olarak kullanılabileceği belirtiliyor. Farmakoloji ve fitoterapi, yani doğal kaynaklı ilaç ham maddeleri üzerine çalışmalar yapan Prof. Dr. Erdem Yeşilada Kırmızı ReishiMantarı’nı anlattı.

Kırmızı Reishi Mantarı Nedir?
Bazı mantar türleri, özellikle Uzakdoğu’da son derece değerlidir. Gerek Çin ve gerekse Japon tedavi sistemlerinde Latince bilimsel adı GanodermaLucidum olan Reishi Mantarı bunlar arasında en çok dikkati çekenidir. Kırmızı Reishi Mantarı Japonya’da önemli mantarlardan biridir ve polisakkarit içerikleri bakımından zengindir, dolayısıyla bağışıklık sistemini desteklemektedir. Bu nedenle insanın daha dinç, hastalıklara daha dirençli olmasını sağlar. Bu bakımdan insan ömrünü uzatıcı özellikleri bulunduğu kabul edilir. ReishiMantarı’nın Çin tıbbında yüzlerce yıllık geçmişi vardır. Son yıllarda gerek Avrupa ve gerekse Amerika’ da önemli bir yer kazanmıştır. Etkileri bilimsel olarak giderek artan bir şekilde ortaya konulmaktadır. ReishiMantarı’nın bir diğer etkili bileşen grubu ise taşıdığı triterpen yapısında bileşenlerdir. Triterpen bileşenlerinin reishi’nin iltihap giderici, immun sistemi destekleyici, kalp ve damar sistemi ve tansiyon gibi birçok etki profili içerisinde önemli rolü bulunmaktadır. Polisakkaritler ve triterpenlerle birlikte bilhassa bağışıklık sistemi üzerinde daha yüksek aktivite gösterir.

Kırmızı Reishi Mantarı | Türkiye’de üretimi tedavi edici özelliğini azaltır mı?
Hiçbir madde doğada yoktan var, vardan da yok edilemez. Siz ne verirseniz onu biyolojik sistemi içerisinde kendi ihtiyacı olan maddelere dönüştürecektir. Verdiğiniz mineraller, inorganik materyaller onun için bir kaynaktır. Çünkü besinleri topraktan almaz. Ölü kütükten, ölü tahtadan alır. Kendi dönüşümünü yapar. Mantarlar zaten yarı parazit organizmalardır. Uygun ortamı sağladığımız her yerde bu mantarlar yetişebilir.

Kırmızı Reishi Mantarı | Bağışıklık sistemi ve kronik hastalıklar üzerindeki olumlu etkileri
Mevcut kaynaklar (İngilizce yazılmış olan) kalp-damar, antioksidan ve immun sistemi üzerinde olumlu etkileri bulunduğu deneysel olarak gösteriyor. Özellikle prostat ve göğüs kanseri üzerine yapılan sayılı klinik çalışmalarda tedavi edici özelliği saptanmıştır. Bu da önemli bir parametredir. Olması gereken, bu tip çalışmaların artırılmasıdır. Bilimsel çalışma sonuçlarına bakıldığında Reishi’nin avantajı hem anti kanser özelliğine sahip olması, hem de bağışıklık sistemini desteklemiş olmasıdır. Kanser bugünden yarına oluşabilen bir durum değil, uzun süreçte ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, reishi’nin belirli bir program dâhilinde, sistematik olarak kullanılması sağlığın korunması bakımından önemli yararlar sağlayabilecektir.

Kırmızı Reishi Mantarı | Kanserli hücreleri geriletme ve tümörleri küçültme yönündeki özelliği
Hem bağışıklık sistemi üzerinde etkili olması hem de anti kanser bileşenlerine sahip olması bir ilaç veya karışım için önemli bir avantajdır. Kemoterapi uygulamalarında tümör hücrelerin öldürülmesi amacıyla sadece ilaç verilmektedir. Ancak Çin’de modern tıp uygulamalarında kemoterapi sırasında kontrollü bir şekilde bağışıklık sistemini destekleyici doğal ürünlerin başarı ile uygulandığı görülüyor. Ancak kemoterapiyle birlikte bağışıklık sistemi ilacının gelişigüzel şekilde kullanılması önemli riskleri taşır. Çünkü bağışıklık sistemi ilacı, özellikle iltihabı artıran bazı maddeler taşıyorsa, ciddi advers etkiler ortaya çıkabilir. Bağışıklık sistemi üzerinde ReishiMantarı’nın tedavisi etkili olabilir. Olabilir diyoruz, çünkü bunlar sadece belirli popülâsyonlarla yapılan çalışmaların sonucudur. Daha geniş kapsamlı uygulamalar yapılmalıdır. İlaçlar üzerinde yapılan çalışmalar çok uzun sürer. Bir sentetik ilacın piyasaya çıkması için genellikle verilen zaman 10 yıllık bir süreçtir. Bitkisel ilaçlarda ise durum daha komplikedir, çünkü daha çok bileşen vardır. Bu bileşenlerin her birisinin etkisini gösterebilmek uzun bir süreci gerektirebilir. Diğer taraftan bunlar, yüzlerce yıldır halk arasında gerçekleşen tedavide kullanıldığı için bunların etki profilinin bu özel bileşenlerine inmeden belirlenmeye çalışılması bu konuda önemli bir avantaj sağlayabilecektir. Çünkü neticede bunlar mantardır. Yapılan çalışmalar açık bir şekilde gösteriyor ki uzun süreçte kullanıldığında hiçbir belirgin yan tesiri yoktur ve bu önemli bir avantajdır. Yan tesirsiz hiçbir şey yoktur. Suyun bile yan tesiri vardır. Önemli olan bunun yeterli miktarını ayarlayabilmektir.

Kırmızı Reishi Mantarı | Kullanım şekli ve yaş sınırı
Yan etki bakımından güvenilir olduğu mevcut çalışmalar ortaya koymaktadır. Herhangi bir yaş sınırı söz konusu değildir. Kanserin genç kimselerde olma olasılığı düşüktür. Bu bakımdan beş-altı yaşından itibaren kullanılması uygun olabilir. Ben her zaman bir maddenin uzun süreli alınmasına pek sıcak bakmamışımdır. Çünkü her madde vücutta belirli bir metabolizma sürecinden geçiyor ve vücuda belli bir yük getirebiliyor. Bu yüzden yediklerimiz ve içtiklerimiz de son derece önemlidir. Belirli periyotlarda bağışıklık sistemi ilaçlarının bir hafta-on gün gibi süreçlerle etki etmesi söz konusu değildir. Asgari olarak etki süresi üç haftadır. Üçer aylık dönemlerle, mesela mevsim geçişlerinde yapılabilecek, arada duruma göre 1 aylık bir ara verilecek bir programın uygulanması yararlı olabilir. Bağışıklık sisteminden bahsederken, alınacak ilaçlar da bağışıklık sisteminin geç oluşmasına sebep olabilir. Örneğin, bir enfeksiyonlu hastalık geçirirseniz bağışıklık sisteminin yeterli seviyeye ulaşması mümkün olmayabilir. Çalışmalarda gördüğüm günlük kullanım miktarı 6 gr civarıdır.

Kırmızı Reishi Mantarı | Doğal kullanım tercih edilmeli
Bitkisel ilaçlar kapsüllere konduğunda doğrudan etkili olur, dolayısıyla içerisine her hangi bir katkı koymak gerekmez. Ancak maddeler çok dayanıksızsa o zaman antioksidan gibi koruyucular koymak gerekebilir. Biz her zaman sıvı uygulama şekillerini tercih ederiz. Çünkü emilim ağızdan başlar ve etki daha yüksek olur. Sıvı şekli bir avantajdır, çay da o bakımdan uygundur ama uygulanışı önemlidir. Tam tarifi edilen şekilde uygulanması gereklidir.
BİR UZMAN GÖRÜŞÜ - Doç.Dr.Ali Nejat Eğilmez
Doç. Dr. Ali Nejat Eğilmez Üroloji Uzmanı

“Yaşı 40’ı geçen her erkeğin korkulu rüyası olan prostat büyümesine karşı her yıl mutlaka düzenli olarak doktor kontrolü yaptırılması gerekir!

Prostatı Ciddiye Alın | Reishi Mantarı ile Korunun
Kırmızı Reishi Mantarının prostat(BPH) ve prostat kanseri yönünden koruyucu ve tedaviyi destekleyici etkileri yapılan çalışmalar ile kanıtlanmıştır. Prostat Specific Anti gen (PSA) seviyesinde 1 aylık kullanım sonunda belirgin düşüşlere neden olur. Normal tedavilerde bu etki antibiyotikler ile sağlanmaktadır, ancak antibiyotiklerin yan etkilerine karşın Kırmızı Reishi Mantarı bu işlevi yan etkisi olmaksızın yerine getirebilmektedir. Prostatı Ciddiye Alın | Reishi Mantarı Prostat Riskini Azaltıyor. Özellikle ailesinde prostat kanseri bulunan erkeklerin, genç yaştan itibaren kırmızı Reishi mantarını kullanmaları durumunda bu riske karşı koruma sağlar.
BİR UZMAN GÖRÜŞÜ - Dr.Altay Martı

Dr. Altay Martı Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı

“Reishi mantarının asıl temel etkisi bağışıklık sistemini güçlendirmesidir. Dışarıdan gelen mikropla veya tümöral bir oluşumla, bize yabancı, vücudumuza yabancı bir şeyle karşılaştığımız zaman vücudun bunlarla mücadele edebilmesi için bağışıklık sistemimizi harekete geçiren bir takım maddelerin salgılanması gerekiyor. Kırmızı Reishi Mantarı vücutta dışarıdan gelen yabancı ajanlara karşı, ki tümör de yabancı bir ajandır, bağışıklık sistemini güçlendirici maddelerin harekete geçmesini sağlıyor, bu anlamda da katkısı var.”
BİR UZMAN GÖRÜŞÜ - Onk.Uzm.Bülent Berkarda

Bülent Berkarda Onkoloji Uzmanı-Kemoterapi Derneği Başkanı

“Bağışıklık sistemini kuvvetlendiren maddeler vardır. Beta glukan, C Vitaminleri gibi. Japonya’da Reishi Mantarları gıda ve ilaç olarak kullanılıyor. Yapılan araştırmalarda bu mantarlardaki etkili maddelerden birinin beta glukanlar olduğunu gösteriyor. Bu konuyla alakalı yapılmış birçok deney var. Dolayısıyla beslenmemize ya da tedavimize bunların eklenmesi muhakkak faydalıdır.”
BİR UZMAN GÖRÜŞÜ - Dr.Soner Dilekli
Dr.Soner Dileklen Acıbadem Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı

“Kırmızı Reishi Mantarının en büyük özelliği Bağışıklık Sistemi üzerinde ciddi katkılar yapması, bağışıklık sistemini güçlendirmesi.” “Kanserden tutun, gribal hastalıklar, karaciğer hastalıkları, şeker hastalığı gibi birçok hastalığın temelinde bağışıklık sistemindeki bozukluklar yatıyor. Bilimin ileride amacı da bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklarla mücadele etmektir.”“KırmızıReishi Mantarı İnsülin duyarlılığını artırıyor ve kullanılan İnsülin miktarını azaltmada etkili oluyor.” “Uzakdoğu’nun yanı sıra artık Avrupa ve Amerika’nın önemli üniversitelerinde yapılan araştırmalarda çok olumlu sonuçlar alındı. Reishi mantarı birçok kanser tedavilerinde kullanılmaya başlanmış.”

Diabet Hastalığında Reishinin etkileri Kırmızı Reishi Mantarı İnsülin duyarlılığını artırıyor ve kullanılan İnsülin miktarını azaltmada etkili oluyor! Diyabet ve Kırmızı Reishi mantarı ile ilgili yaptığı çalışmalarla tanınan Acıbadem Sağlık Grubu’ndan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Soner Dileklen Kırmızı Reishi mantarının diyabet tedavisinde kullanılışını anlattı: Diyabet tedavisinde ilaçların yanı sıra hastalarına bitkisel tedaviler de önerdiklerini söyleyen Dr. Soner Dileklen, kendi yaptıkları, Mayıs 2009′da yayınlanan araştırma sonuçlarına göre Kırmızı Reishi Mantarı’nın kan şekerini düşürücü etkisi olduğunun saptandığını ifade etti. Dr. Dileklen, Kırmızı Reishi mantarının Tip 2 diyabette glikoz seviyelerini, herhangi bir yan etki göstermeden, düzenlemeye yardımcı olduğunu belirterek, “Kırmızı Reishi Mantarı, insülin duyarlılığını ayarlar, Kandaki şeker seviyesini ve diyabet hastaları için gerekli olan insülin miktarını azaltmada etkilidir.” dedi. Yapılan bilimsel çalışmalarda Kırmızı Reishi mantarının hipoglisemik (kan şekerini düşürücü) etkisi olduğu saptanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre Tip 2 diyabetin tedavisinde etkin rol oynayabilir. Kırmızı Reishi Mantarı ve diyabete etkileri üzerine bir araştırma yapan Uz. Dr. Soner Dileklen, çalışmasının sonuçlarını dergimize anlattı: Bilimsel çalışmalarda Reishi Mantarının kan şekerini düşürücü etkisi olduğu saptanmıştır. Tip 2 diyabette glikoz seviyelerini, herhangi bir yan etki göstermeden, düzenlemeye yardımcı olduğu ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır. Mayıs 2009’da yayınlanan araştırma sonuçlarına göre Tip 2 diyabetin tedavisinde etkin rol oynayabilir.

Kırmızı Reishi Mantarı | İnsülin duyarlılığını ayarlar
Kırmızı Reishi Mantarı, insülin duyarlılığını ayarlar. Kandaki şeker seviyesini ve diyabet hastaları için gerekli olan insülin miktarını azaltmada etkilidir. Bu etkinin derecesi, kişinin diyabet hastası olduğu süreye bağlıdır; diyabet hastası olarak geçen süre uzadıkça etki azalmaktadır. Özellikle hastalığın yeni olduğu dönemlerde ve 2 yıla kadar olan sürede daha etkili olabilir. İnsülin kullanmayan hastalarda daha çabuk ve daha olumlu sonuçlar alınabilmektedir. Buradan Tip 2 diyabet hastalarında etkinliği daha fazla göreceğimiz anlamı çıkarılabilir. Kırmızı Reishi Mantarı kullanımı ile diyabete bağlı yan etkilerin yaşanmadığı gözlenmiştir. Kandaki şeker seviyesinin düşürülmesindeki etkiyi, Kırmızı Reishi mantarındaki polisakkaritler ve Ganoderan B, C ve D maddeleri sağlar. Bu maddelerin etkisinin, kan şekerlerini vücudun kendi dokuları tarafından daha iyi kullanılır hale getirilmesinden kaynaklandığı belirlenmiştir. Bu etki sayesinde kan şekeri organsal ve hücresel kullanımı artarak düşmeye başlamaktadır. Japonya Kinki Üniversitesi Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü’nde yapılan çalışmada Reishi mantarının insülin direncini azaltıcı etkilerinin yanı sıra, pankreasın yeniden yapılandırmaya başlamasında da etkili olabildiği ve Reishi kullanımı ile diyabete bağlı yan etkilerin yaşanmadığı gözlenmiştir.

Kırmızı Reishi Mantarı | Tip 2 diyabet hastalarımızda bir çalışma yaptık:
Reishi Mantarı kullanan grupta HbA1c %1, açlık kan şekeri %12, tokluk kan şekeri %15 azalma, HDL oranında %33 artma saptandı. Bu çalışmalar ışığında kendi Tip 2 diyabet hastalarımızda Reishi mantarı etkileri görmek amaçlı bir çalışma planladık. Bu çalışmada Tip 2 diyabetli genelde şeker regülâsyonları düzenli giden 42 vaka alındı. 20 vaka da ilaç verilmeden kontrol grubuna alındı. Bu çalışmada 6. Hafta sonunda şeker kolesterol HbA1c oranları incelendi. 6 hafta sonunda Reishi Mantarı kullanan grupta HbA1c %1, açlık kan şekeri %12, tokluk kan şekeri %15 azalma saptadık. Bunun dışında en enteresan sonuç HDL oranında %33 artma saptandı. Bu çalışma küçük ölçekli ancak ileriye ışık tutabilecek bir çalışmadır. Bu ürün ile çalışmaların daha fazla hasta ile daha farklı parametrelerle incelenmesi sonuçlarının daha güvenilir olması açısından önemlidir.

Meme Kanserinde Kırmızı Reishi Mantarı Mucizesi
Kanser riski artıkça insanlar koruyucu tedbirlere başvuruyor. Amerika İndianapolis’teki Kanser Araştırma laboratuarında Kırmızı Reishi Mantarı’nın meme kanserindeki etkileri üzerine yapılan bilimsel çalışmalarda; özellikle hızlı yayılma eğilimi olan meme kanserinde ve meta statik meme kanserlerinde koruyucu ve tedaviyi destekleyici etkileri gözlemlendi. ‘Türk halkı kanser riski altında ve kanserle mücadelede onkolojide üç-beş ilaç haricinde gerçek ilerleme yok’ şeklindeki açıklamalarıyla dikkat çeken İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Görevlisi Uzm. Dr. Yavuz Dizdar’a konuyla ilgili sorularımızı yönelttik…

Haber- Röportaj: Nilay Yıldırım
‘Ölümsüzlük Mantarı’ olarak da bilinen Kırmızı Reishi Mantarı ile ilgili bugüne kadar yapılan birçok bilimsel araştırma, bu mantarın kanserli hücreleri geriletmek, tümörleri küçültmek, bağışıklık sistemini güçlendirmek yönünde yararlı özellikleri yanı sıra kansere karşı koruyucu etkilerini ortaya koymuştur. Son günlerde yaptığı açıklamalarla kanser konusuna dikkat çeken İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Görevlisi Uzm. Dr. Yavuz Dizdar’a kanser, kanser tedavisi- destek tedavi yöntemleri
ve Kırmızı Reishi Mantarı ile ilgili görüşlerini sorduk.

-‘’Ülkemizde kanser vakalarının görülme sıklığındaki artış, yaş kaymasını da beraberinde getirdi. Normalde 60-70 yaş aralığındaki kanser hastalığı şimdi 25-40 yaş grubu arasında bile rastlanır hale geldi. ‘Tüm halkımız kanser riski altında’ şeklindeki açıklamanız biraz ürkütücü değil mi?

Şunu çok net söyleyebilirim ki, Türkiye’de herkesin dokusunda tarım ilacı artığı var. Bu son nokta analizi. Herkes bir şekilde zehirleniyor. Vücudumuza 15 yıl önce hiç kullanmadığımız şeyleri alıyoruz. Mesela Türkiye’de fructose şurubu diye bir şey söz konusu değildi, şu anda fructose şurubu bütün meşrubatların içerisinde var. 2001 yılından bu yana bu böyle. Ve bunun pankreas kanserine neden olduğunu kanıtlayan birçok çalışma var. Yani tartışılacak bir durum yok. Buna rağmen ısrarla bu hata sürdürülüyor. Sebze ve meyvelerin eskisi gibi olmadığını belli bir yaşın üzerindeki insanlar biliyor. Domatesler, biberler böyle değildi. Turfanda kavramı vardı ama şu an mevsiminde de aldığınız şeyin yenilebilir bir şey olup olmadığı belli değil. Süt, yoğurt ekşimiyor, ekmekler bayatlamıyor. Bütün endüstrinin algısı ‘Uzun Ömür’. Yani ürettiği ürünün ömrü uzun olsun. Ürünün ömrü uzun olunca, bizim ömrümüzden çalıyor. Hamburgeri 1 yıl saklayın hiçbir şey olmuyor, kuruyup kalıyor. Plastik gibi. Bir et nasıl kokuşmaz, küflenmez, bozulmaz? Bunun böyle olması için etin içerisinde katkı maddeleri olması gerekiyor. Biz bunları yiyoruz ve yediklerimiz ile bizim vücudumuza geçiyor. Vücudumuzda değişiklikler yapıyor. Bunun geri dönüşü veya vücuttan atılması mümkün değil. O zaman bu hastalıklar da tabii ki 10-20 yıl öncesine göre farklı hastalıklar olacak. Genç yaşta hiç görülmeyen prostat kanserleri artık genç yaşta görülüyor. 40-45 yaşında prostat kanserleri geliyor artık. Meme kanserlerinin 25 30 yaşlarında görülmesi rutin oldu. Her ay böyle genç kanser hastaları geliyor.

-Kanser günümüzde değişti mi?

Biz kanser tedavisinde bundan 40-50 yıl önceki hastalık tablolarını esas alıyoruz. Bu hata. Çünkü o zamanki kanserlerin nedeni farklıydı. Bugünkü kanserlerin nedeni farklı. Dolayısıyla klinik tablonun da farklı olmasında şaşıracak bir şey yok. O zaman gümbürtülüydü, şimdi sessizleşti. Demek ki bu hastalıkların tarzı, seyri değişti. Biz de tedavi yaklaşımlarımızı buna göre değiştireceğiz. Ya da bu değişikliğe neden nedir öncelikle bunu anlamaya çalışacağız. İnsanlar 10-20 yıl önceki yaşama koşullarında yaşamıyorlar artık bu koşulların dışına çıktık. Endüstri yüzünden böyle oldu. Vücut bağışıklık sistemini dengeli beslenme ile desteklersiniz ama arkasında bir gücü olmayan bir sistemi desteklemek ne kadar başarılı olur bilemem. Var olanı destekleyebilirsin. Şu an elimizde bir şey yok zaten. Bağışıklık sistemine yardım etmek lazım. Binlerce yıldır denenmiş, yerleşik geleneğin önerdiği şeyler yapılabilir. Bunlardan biri de Kırmızı Reishi Mantarı olabilir.

-Beslenme alışkanlıkları, piyasadaki yiyecek maddeleri, vb. etkenler insanları kansere daha da yaklaştırırken ne yapmak gerekiyor?

Bizim adını bağışıklık olarak koyduğumuz bir sistem var ama bu sistemin birbirinden çok farklı fonksiyonları var. Bağışıklık sistemimiz çöküyor mu? Bağışıklık sistemimizin çok iyi durumda olduğunu söylemek mümkün değil. Çökmekten öte hatalı reaksiyonlar veriyor demek daha doğru olur. Mevcut hastalıkların bir kısmının bağışıklık sisteminin farklı çalışmaya başlamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Mesela eskiden birinin bir şeye alerjisi vardır, karşılaştığı zaman hapşırır tıksırır, şimdi öyle değil. Ortaya çıkan klinik tablolar açıklanamıyor. Bütün doktorlarda bir sıkıntı var. Bu TUS jenerasyonu, Tıpta Uzmanlık Sınavında yetişen nesil, klinik bilgi yönünden çok zayıflar. Mevcut doktorların kemikten tümörü ayırt edebilecek bilgisi yok. Bu durumda yapabileceğiniz bir şeyiniz kalmıyor. Bunlar çünkü o zaman otomatize olarak ne denirse onu yapmaya başlıyorlar. Bunları alıyorsunuz kongrelere götürüyorsunuz önlerine tedavi algoritmaları koyuyorsunuz. Bu öyle olursa şunu şöyle yapıyorsun diyorsun. Bu kadarını zaten vatandaş da açar kitabı bakar. Senin doktor olarak görevin bunun doğru olup olmadığını anlamak. Vatandaşın gerçek derdini anlamak. Onun fark etmediği şeyler var mı, tanıya doğru ulaşabiliyor muyum, tanıyı doğru koyabiliyor muyum, bunlara bakmak lazım. Bunu yapamayan doktor da sürekli ya tetkik istiyor ya da yuvarlıyor konuları. Mesela diyor ki sizde astım başlangıcı var; astım başlangıcı diye bir tanı yok!!! Sizde KOAH başlangıcı var, 3 tane ilaç başlayalım sizde; güzel kardeşim koah başlangıcı diye bir tablo yok ki ortada. Çünkü öyle bir tanı yok!!! Aslında olmayan bir şey ya da çok hafif bir şey, beklese zaten kendiliğinden geçecek ama 3 tane ilaç başlandığında, vücut o ilaca adapte olmaya başlıyor, o zaman ilacı kesseniz bir türlü kesmeseniz bir türlü. O ilacın etkisini geçirmek için başka ilaç vermeye başlıyorsunuz ve sonuçta bir girdaba dönüşüyor. Şu an bizim toplumumuz ortalama olarak sağlıklı değil. Halkımız artık bunun farkında ve farklı şeylere yönelmeye başladı.

-Kanser vakalarındaki artışla birlikte hastalar destek tedavilere başvurmaya başladılar. Hastalar hangi aşamada destek tedavi yöntemlerine başvurabilirler?

Hastalar kuşkusuz alternatif tedavi arayışına da giriyorlar, bu haklı bir taleptir. Alternatif ve tamamlayıcı tedavilerde sorunumuz bilimsel verilerin genellikle yeterli olmaması. Hasta tıbbi tedaviyi de aldığından hangi tedavinin gerçekten etkili olduğu saptanamıyor. Ancak bazı seçenekler var ki, bunlar gelenek içerisinde binlerce yıldır uygulanmakta. İşte bunların etkili olabileceklerinin en önemli desteği de bu binlerce yıllık süreçten “süzülmüş” olmalarından kaynaklanıyor. Bunun iyi bir örneği de Kırmızı Reishi Mantarı’dır.

-‘Tüm halkımızın kanser riski altında’ olduğunu belirtiyorsunuz. Korunmak için ne yapılabilir? Kırmızı Reishi Mantarı bağışıklık sistemini nasıl etkiler, koruyucu olarak kullanmak yararlı olabilir mi?

Kırmızı Reishi Mantarı da sözünü ettiğim binlerce yıllık süreçten gelen doğal seçeneklerden biri. Ayrıca bu konuda yapılmış hayli fazla temel bilim çalışması da bulunmakta, bağışıklık sistemini güçlendirdiğine dair güçlü veriler var. Hücre bölünmesini kontrol altına alabiliyor, bunu doğrudan mı yoksa bağışıklık sistemi üzerinden mi yaptığı henüz netleşmedi. Ancak bugüne dek elde edilen veriler olumlu. Ne var ki hastalarımızın ve yakınlarının iyi bilmeleri gereken bir şey var, ister ilaç ister doğal ürün olsun, doz çok önemli bir faktör. “Daha çok daha iyidir” şeklinde bir yaklaşımda bulunmak çok hatalıdır. Biyolojik sistemlerde olumlu etki belli bir dozla çıkar, bunun üzerinde ise ya kaybolur ya da toksik etkiler çıkmaya başlar. Bu nedenle Kırmızı Reishi Mantarı da önerilen dozlarda kullanılmalıdır.

-İnsanlar hastalıklardan korunmak için ne yapıyor?

Halkın sağlık için büyük şehirlerde yapabileceği çok bir şey kalmadı. Çünkü süt, yoğurt, tarım ilaçları, sebzeler, meyve, bozulmayan ekmek vs. derken bizim büyük şehirlerde sağlıklı beslenme şansımız yok. Durum böyle olunca geleneksel tedavi yöntemleri popüler olmaya başladı. Kansere karşı Kırmızı ReishiMantarı’nın olumlu etkilerini kanıtlayan birçok bilimsel araştırma var. Zaten geleneksel tedavi yöntemlerinin bilimsel olarak kanıtlanmışlarının sayısı çok fazla değil. Ama Kırmızı Reishi Mantarı ile ilgili çok fazla çalışma olduğunu söyleyebiliriz. Burada bir de gelenek kavramı var onu göz ardı etmemek gerekiyor. Yani bir şey eğer 3-5 bin yıllık bir bilgi birikiminden süzülüp toplum gözünde ‘Bu yararlıdır’ şeklinde etiketlenmişse bunda genellikle bir hata olmuyor. Burada önemli olan iki nokta var; bir herkeste aynı etkiye sahip olmayabilir, iki önerilen dozda kullanılması gerekir. Bazen insanlar ‘daha fazlası daha faydalı olacaktır’ deyip aşırı içiyorlar. O zaman tam tersi bir durum ile karşılaşılabilinir. Bitkisel yöntemlerin güvenilir olması gerekiyor. Güven nereden gelecek? Güven gelenekten gelir. Atalarımız böyle yapmış. Mesela yoğurt, ayran, kefir, bunlar hep uzun ömürle ilişkilendirilmiş. Kadınlarımız meme kanserine karşı Kırmızı Reishi Mantarını destek olarak kullanabilir. Bu mantar sözünü ettiğim binlerce yıllık süreçten gelen doğal seçeneklerden biri. Burada ayrıca yapılmış hayli fazla temel bilim çalışması da bulunmakta, bağışıklık sistemini güçlendirdiğine dair güçlü veriler var. Bilimsel veriler eğer böyle diyorsa, önerilen dozda kullanmak kaydıyla bir faydası vardır. Bilimsel verileri yorumlarken hangi popülasyonda yapılıyor, hangi büyüklükte bir çalışma yapılmış dikkat etmek gerekiyor. Bilimsel verinin ötesinde eğer Kırmızı ReishiMantarı’nın bir üstünlüğü varsa o da benim biraz önce sözünü ettiğim gelenektir.
BİR UZMAN GÖRÜŞÜ - Prof.Dr.Canfeza Sezgin
Prof.Dr.Canfeza Sezgin Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı

Mikoterapi, mantarlardan elde edilen ekstraktların veya doğal bileşenlerin sağlık için kullanılmasıyla yapılan yardımcı tedavidir.

Yapılan çok sayıda bilimsel araştırmada mantar ekstraktlarında ve metabolitlerinde antikanser etki gösteren doğal bileşenler olduğu gösterilmiştir. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar mantar ekstraktlarının güçlü antitümör-antikanser etki gösterdiği saptanmıştır.

Bu çalışmalarda mantarlardan elde edilen aktif bileşenlerin Heteropolisakkaritler, Beta-Glukan, Alfa Glukan, Proteinler, Polisakkarit, yağ asitleri, Nükleosid Analogları, Terpenoidler, Seskiterpenler, Lanostanoidler, Steroller ve Fenolik asitler olduğu gösterilmiştir. Yani mantarlar sağlık için yararlı çok sayıda doğal maddeyi içermektedir.

Kırmızı Reishi mantarı ve Antrodia Camphorata mantarı kansere karşı yardımcı tedavide yararlı olduğu en çok araştırılmış doğal ürünler arasındadır.

Mantarların karaciğere zarar verdiği gibi yanlış bir kanı vardır. Günümüzde bilim dünyası mantarların karaciğeri korumada yardımcı olduğunu kabul etmektedir; Kırmızı Reishi mantarı bu konuda en çok araştırılmış mantardır.

Kırmızı Reishi mantarı ekstraktı bağışıklık sisteminin düzenlenmesine ve doğrudan kanser hücrelerinin ölmesine yardımcı olmaktadır.

Doktorların tıbbi tedavilerini belirlerken ana referans aldığı değerlendirmelerin yapıldığı Cochrane analizlerinden birisi Kırmızı Reishi mantarı ile ilgili olarak yapılmıştır. 2012 yılında yapılan bu analizde Kırmızı Reishi mantarının kanser tedavisinin yanıtını arttırmada ve bağışıklık sisteminin uyarılmasında tıbbi tedavinin yanında yardımcı gıda takviyesi olarak kullanılabileceği kabul edilmiştir. Ciddi bir yan etkisinin bulunmadığı da bu derlemede belirtilmiştir.

Vücut direnci ve bağışıklık sisteminin düzgün çalışması için Çinko, Selenyum ve Koenzim Q10 ile B vitamin kompleksine ihtiyaç duymaktadır. Kanser, enfeksiyon gibi sağlık sorunlarında yetersiz beslenme ve ihtiyacın artması gibi nedenlerle bu doğal maddelere ihtiyaç artmakta, dışarıdan yardımcı gıda takviyesi olarak desteklenmesi gerekebilmektedir.

BİR UZMAN GÖRÜŞÜ - Japon Doktor Fukumi Morishige
Saygın Japon Doktor Fukumi Morishige, bugüne kadar en çok nobel ödülü kazanmış Amerikan Enstitüsü olan Linus Pauling Institute of Science & Medicine’da, Reishi’nin kanser hastalığını konrol etmedeki rolü üzerine araştırmalar yapmaktadır. Morishige, Avrupa tıp dünyasında da tanınmakta ve uluslararası kanser örgütü (icg) tarafından konusunda tek japon otoritesi olarak görülmektedir.

Aşağıdaki yazı Fukumi Morishige’nin kendi konuşma ve gözlemlerinden meydana gelmektedir:
37 yıldır cerrahi dalındayım ve sayısını hatırlayamayacağım kadar çok operasyon gerçekleştirdim. cerrahiye karşı gençliğimden beri derin bir ilgi duymuşumdur, ancak zaman geçtikçe ideal tedavinin kişinin doğal bağışıklığı yoluyla olduğu kanaatine vardım.
Bir cerrah olduğumdan dolayı yüzlerce kanser vakası ile karşılaştım. kanser tedavisinde anahtar nokta erken teşhiştir ki, bunu başarmak söylemesinden oldukça zordur. Toplam kanser vakalarının sadece yüzde biri erken teşhiş ile ortaya çıkmış olsa bile, bu oldukça iyi bir oran sayılabilir.

Günümüzde fiziksel check up trend haline gelmiş durumdadır, bu tabii ki kötü bir şey değildir. Ancak sırf kanser bulguları check up çıkmadı diye gardımızı düşürmemeliyiz. Bazen, her ay düzenli çekap yaptırdığı halde sonradan kanser olduğu anlaşılan hastalar görülmektedir. Bu gibi durumlarda pek çok kişi yanlış tanı konduğu şüphesi taşır, ancak bu hatalı bir düşüncedir. Örneğin, penetrans tipi mide kanserinin sıradan kontrollerde saptanabilme istatistiği yüzde yirmibeştir. işte bu yüzden önceden önlem almak çok önemlidir.

Kanser konusunda hazır bir önlem senaryosu yoktur. kimileri bu konuda diyet kontrolüne güvenmektedir, ancak günümüzde en efektif method Reishi’dir. Reishi’nin muhteşem etkisini bizzat kullanana kadar bilmiyordum ve gözlemlediklerime gerçekten çok şaşırdım. Uygulamalarım sırasında Reishi’nin hem hastalığı önleyici hem de tedaviye yardım edici etkilerini görme şansı buldum.
Daha önceleri, Reishi’nin faydalarından söz eden pek çok hasta ve hasta yakınlarıyla karşılaşıyordum. Ancak bir tıp adamı olarak, Reishi’nin bazı kronik hastalıklara bir nebze iyi geldiğini, yine de kanser konusundaki ününün abartıldığını düşünmekteydim. 1986 yılının haziran ayında, 39 yaşında bir kadın, akciğer kanseri ve göğüs duvarı zarı komplikasyonları ile bana geldi. Daha önce gittiği bir çok hastaneden ameliyat edilemeyeceği cevabını almıştı. Benim yanımdan da umutsuz bir şekilde ayrıldı. Daha sonra kocasının isteği üzerine düzenli olarak Reishi kullanmaya başladı. Bir sonraki incelememin sonuçları oldukça şaşırtıcıydı: 6 ay önce göğüs kavitesinde bulunan ödem gerilemekteydi. Neredeyse cenaze düzenlemelerini bile yapmış bir insan için resmen bir umut ışığı doğmuştu. Hastanın kendisi de bunun, günde 4 gram gibi oldukça yüksek bir dozajla kullandığı Reishi’nin sonucu olduğunu düşünmekteydi. Kısa bir süre içinde ödem yok oldu, ancak tümör durmaktaydı. Yine de bir keşif operasyonu yapmaya karar verdik ve özel dondurma tekniği sayesinde göğüs zarındaki kanserli hücreleri almayı başardık. Bir sonraki x-ray taramasında, göğüs zarı üzerinde, zararsız yara dokusu dışında hiç bir kanserli hücreye rastlamadık. Akciğerlerden aldığımız dokularda kötü huylu hücreler tespit ettik ancak durum kontrol altına alınmıştı.

Karşılaştığım bir sonraki vaka, konjenital (doğuştan) karaciğer kanseri olan bir çocuktu. Çocuk 5 yaşında iken bir operasyon geçirmişti ve daha sonraları, metastas yüzünden ince bağırsakları alınmıştı. çocuğun özel doktoru hastalığın son aşamasına girildiğine kanaat getirmiş ve tedaviyi kesmişti. Hastanın anne ve babası, onu eve götürüp son bir umut olarak nasogastrik tüp yardımı ile Reishi vermeye başladılar. Çocuk bana yeniden geldiğinde 9 yaşında idi ve yaptığım kontrolde hiç bir hastalık belirtisi saptayamadım. Merakla yaptığım ct taramasında da hiç bir belirti bulamadım. Konjenital karaciğer kanseri bir çocuk karsinoması (kötü huylu kanser) türüdür ve bunun sadece bir kaç gram Reishi ekstresi ile tedavi edilebilmiş olması beni çok şaşırtmıştı. Çocuk karsinomaları çoğunlukla ölüm ile sonuçlanmaktaydı, ancak bu hastanın hayatta ve tamamen temiz olması, Reishi’ye farklı bir gözle bakmamı sağlamıştı. Eğer bir hasta Reishi dışında hiç bir tedavi görmeden kanserden kurtulabiliyor ise, Reishi ileri düzey bir araştırmayı hak ediyordu.

Japonya’da oldukça tanınan bir şirket, bana araştırmam için büyük miktarda Reishi sağlamaya başladı. ben de tüm hastalarıma, yüksek dozda Reishi ile c vitamini karşımını düzenli olarak vermeye başladım. sadece bir yıl içerisinde 500 kilogram Reishi ekstresini (6 ton Reishi mantarı) hastalarıma vermiştim. Tedavilerim boyunca bazı ilginç bulgular ile karşılaştım. Yüksek dozda saf Reishi kullanımı, bazı kişilerde melena hastalığını tetiklediği halde, c vitamini ile yapılan karışım bunu engellemekteydi. Ayrıca Reishi kullanan hastalarımın dışarıdan gelen hastalıklara karşı daha dayanıklı olduklarını gözlemledim. Bunun üzerine Reishi kullanan kanser hastalarımı, diğer tür bağışıklık sistemi hastalarından (kornik bronşit, hepatit vb.) oluşan küçük grupların başına geçirdim ve Reishi ekstresi kullandırmaya başladım. Daha sonra yaptığımız ımmunogloburin testlerinde, Reishi kullanmaya başlayan hastaların ıga, ıgg ve ıgm (bağışıklık gücünün doğrudan bağlı olduğu hücreler) seviyelerinin yükseldiğini gözlemledim. Bu, Reishi’nin vücut dayanıklılığını arttırdığının bir kanıtıdır.

Bugün 140 kanser hastasını tedavi etmekteyim. bu hastlardan göğüs kanseri olan 6 tanesi hariç hepsi metastatik kanser hastasıdır ve 60 tanesi hastanede yatılı durumdadır. bütün bu hastaların tedavisinde Reishi’yi test etmeye devam etmekteyiz. bugüne kadar (1988 bahar) 300 hasta’da Reishi test edilmiş durumdadır.

Reishi niçin kansere karşı etkili : Polisakkaritler
Çeşitli vakalarla örnekler vermeden önce Reishi’nin niçin bu kadar etkili olduğunu açıklamak isterim. bugün hala nedenini tam olarak anlayabilmiş değiliz, ancak bir gün bunu başardığımızda kanserin kesin çözümünü de bulmuş olacağız. En son teknolojilerden yararlanılarak yapılan bir araştırmada, Reishi’de bulunan polisakkaritlerin kanserli hücreleri bastırdığı görüldü. Bu keşifi Japon bilim adamları gerçekleştirdi. bunun nedeni Japonlar’ın bitkisel tedaviye daha fazla önem vermeleri ve polisakkaritler üzerinde detaylı araştırmalar yapmaları olabilir. bu keşif kuzey amerika’da da onaylanmıştır ve araştırmalar devam etmektedir.

Reishi’deki polisakkaritler niçin kanser tedavisinde etkili?
Polissakkaritler milyona yakın atomun birleşmesinden meydana gelen, vücuda emilmesi oldukça zor organik yapılardır. emilimlerinin kolayca gerçekleşebilmesi için bu sayı azaltılmalıdır ki, c vitamini Reishi’de bu görevi üstlenmektedir. polisakkaritler daha az sayıda atom içeren oligoglukon’a çevrilmekte ve kolayca vücuda emilmektedir. emilen oligoglukonlar vücudun bağışıklık sistemini tetikleyen makrofajları uyarır.

“Makro” ön eki “büyük” anlamına gelir. bu tip hücreler tüm yabancı organizmaları silip süpürebilir. Vücut normal işleyişine devam ederken aktif değillerdir ancak yabancı bakteriyel organizmaların varlığında aktif ve saldırgan hale gelirler. Akyuvarlar hastalıklara karşı vücudun birincil defans mekanizmasını oluşturur, fakat kronik ve kötü huylu hastalıklara karşı etkisizlerdir. Bu gibi zamanlarda lenfositler ikincil defans mekanizmasını oluşturur. Ancak lenfositler de etkisiz kalırsa, son kale olarak makrofajlar ortaya çıkar. Bu hücreler uyandırılmayı bekleyen birer canavar gibidirler ve bir kez aktif hale geldiklerinde kanser hücreleri de dahil olmak üzere tüm yabancı organizmaları yok ederler. Mikroskop altında incelendiğinde bir makrofaj hücresinin boyutunun, bir kanser hücresinin boyutunun sadece onda biri olduğu görülür; ancak yine de makrofajlar bu hücreleri yenecek kadar güçlüdür. Her ne kadar bu kadar yetenekli hücreler olsalar da, onları aktive etmek oldukça zordur. Son yapılan araştırmalarda, kümelenmiş atomların makrofajları aktive ettiği görülmüştür ve Reishi bu kümelenmiş atomları üretecek özü içermektedir.

Reishi : Yüksek Moleküler Polisakkarit
Bir süre önce, yüksek tansiyonu bulunan bir hastam Reishi’nin etkisi hakkında sorular sordu. O sıralarda Reishi hakkında araştırmalarım devam etmekteydi ve denemesinin hiç bir zararı olmayacağını söyledim. Normalde çok az bir miktarda Reishi özünün kan basıncını düşürmesi gerekir, fakat bu hastamın kan basıncında hiç bir değişiklik olmadı. Daha sonra c vitamini ile beraber Reishi almasını önerdim ve bunu gerçekleştirmesiyle beraber kan basıncı normal seviyesine döndü. C vitamininin buradaki rolü, daha önce de söylediğim gibi Reishi’de bulunan emilimi oldukça zor polisakkaritleri küçültmesi ve emilimlerini kolaylaştırmasıdır.

17 yıl önce, c vitamininin polisakkaritleri parçalaması üzerinde araştırmalar yaptım. O zamanlarda, viskozite ölçeği denen bir metod kullanılmaktaydı. Bir miktar c vitamini, ölçülmüş miktarda polisakkarit özüne eklenmekte ve polisakkaritlerin moleküler sayısı viskozitedeki düşüş ile hesaplanmaktaydı. Bu şekilde, c vitamininin polisakkaritleri parçaladığı kanıtlanmıştı. Hayvanlar üzerinde yapılan bazı testlerde ise tüm şeker tiplerinin rahatça emildiği görülmüştü, oysa ki aynı durum insanlarda geçerli değildi. Daha sonraki araştırmalarda bunun hayvanların kendi c vitaminlerini üretebilmesinden, ancak insanların bunu başaramamasından kaynaklandığı ortaya çıktı. İşte bu yüzden Reishi ile c vitamininin beraber kullanılması önemlidir.

Şimdi bir kaç Reishi kullanılmış vakadan bahsetmek istiyorum.
1) Bilincini sadece 2 ayda geri kazanan beyin tümörlü hasta:
Hastanede yatılı durumda ve beyin hastalığı bulunan hastalarımdan bir tanesi 70 yaşın üzerinde idi ve beyninde 5 cm’lik bir tümör vardı. Operasyon geçirmiş olmasına rağmen bilincini kaybetmişti. 1986 haziranı’nda Reishi tedavisine başladık ve eylül ayında duyuları tekrar yerine gelmişti. O dönemde tümörde bir değişiklik yoktu, ancak aralık’ta tümör de küçülmeye başladı. Nörolojist arkadaşlarım bile çok şaşırmıştı. Hasta şu anda kendini gayet iyi hissediyor. Başlangıç olarak mide tüpü yardımı ile günde 6 gram Reishi ekstresi almaktaydı, fakat hastalığının toparlaması ile birlikte, ağız yolundan günde 3 gram Reishi almaya devam etti. Dozaj azalmış olmasına rağmen tümörü 1 cm’ye kadar küçüldü. Hafızasının da yerine gelmesi ile birlikte hasta taburcu oldu ve şu anda ailesi ile birlikte yaşamakta.

2) 6 ayda gerileyen akciğer kanseri:
Bir keresinde 50 yaş üstü göğüs kanseri bir kadın hastam oldu. Göğüs operasyonu yapıldıktan sonra, hastalık akciğerde metastas yaptı. Durumu kan kusacak kadar kötüleşmişti. (kan kusma, tıptaki adıyla hemoptisis, kanser hastalığında son aşamada ortaya çıkan bir komplikasyondur.) Bu durumdayken günde 6 gram Reishi almaya başladı ve bu dozajı 6 ay boyunca korudu. Bu sürenin sonunda akciğerindeki tümör yok oldu. daha önce çok çabuk nefesten kesilirken şimdi yorulmadan merdiven çıkabiliyor. Bu yaşadıklarından sonra onun da Reishi tedavisine güveni tam.

3) Mega doz ile tamamen iyileşen göğüs kanseri hastası:
Bu hastanın göğüs kanseri ve metastas yüzünden kemiklerde oluşmuş kanserli hücreleri mevcuttu. Başından aşağısını hareket ettirme yetisini kaybetmişti. Çok acı çekiyordu ama şansılıyız ki, sindirim sistemi halen görevini sürdürebilmekteydi. Bundan yararlanarak günde 9 gram Reishi ekstresi vermeye başladık, bu dozu kısa zamanda günde 20 grama yükselttik. Sadece 2 ay içinde tüm acısı yok oldu. Yürüme yetisini yeniden kazandığında da taburcu edildi.

4) 6 ayda toparlanan, karaciğere sıçramış rektum kanseri:
Bir süre önce bu hasta, rektum kanseri metastası nedeniyle ortaya çıkmış karaciğer kanseri tedavisi için hastaneye geldi. Günde 6 gramlık dozaj ile Reishi verilmeye başlandı. 6 ay sonra yapılan ct taramasında karaciğerde bulunan tümörün 1 cm’ye küçülmüş olduğu görüldü. Yine de ct uzmanları bunun Reishi’nin sonucu olduğuna inanmadılar ve yanlış tarama yapıldığını iddia ettiler. Bu tavırlarına karşı oldukça sinirlenmiştim, çünkü sadece tümör değil, hastanın tüm sağlık belirtileri düzelmekteydi ve bu bence yeterli bir kanıttı. Rektal kanserlerin tedavisi çok zordur ve çoğu vaka ölümle sonuçlanır. Ancak bu hasta çok yumuşak ve kolay bir tedavi süreci geçirmişti, üstelik bunu sadece Reishi sağlamış olabilirdi.

5) Yeniden yürümeyi başaran pankreas kanseri hastası:
Yeni ameliyat geçirmiş 60 yaşındaki bir kanser hastasının durumu kötüleşmekteydi. Vücudunda ödem oluşmuştu ve kilo kaybetmişti. test sonuçları, kanında oldukça yüksek sayıda ca19-19 cea bulunduğunu söylüyordu. Ona, uyguladığımız tedaviye devam ettiğimiz taktirde kısa süre sonra öleceğini söylemiştim. Finansal sebepler yüzünden değişik tür bir ilaç tedavisi yapıldı ancak vücudu olumlu cevap vermedi. Bu nedenle günde 30 gram c vitamini enjeksiyonu eşliğinde, ağız yoluyla günde 9 gram Reishi vermeye başladık. Bu tedaviye yaklaşık 1 yıl kadar önce, 1986 ağustosunda başladık ve bugün yapılan testlerde eski hastalığının hiç bir belirtisi kalmamıştı. Hasta günlük yaşantısına, günde 5 gram Reishi alması haricinde, eskiden olduğu gibi devam etmektedir. hastaneye her 2 haftada bir kontrol için gelmekte ve kanındaki ca19-19 sayısı sürekli azalmaktadır.

Hastanemde bu şekilde örnek verebileceğim bir çok kanser vakası vardır. her ne kadar akciğer, karaciğer ve beyin kanserleri daha ciddi hastalıklar olsalar da sindirim yollarını hedef alan kanser tiplerine göre daha kolay tedavi edilebilmektedir; çünkü hastalar Reishi ekstresi ağız yoluyla ve kolayca sindirebilecek durumda olmaktadırlar.

Kanser dışında, Reishi’nin bir o kadar etkili olduğu bir diğer hastalık ise hepatitdir. Günde 1 ila 3 gram arasında Reishi verilen hepatit hastalarında mükemmel sonuçlar elde edilmektedir.

6) Reishi sayesinde iyileşen hepatit hastası:
Yıllardan beri hepatit hastası olan bir kişi, kanındaki sgot ve sgpt sayısı 200 – 300 civarındayken bize geldi. Normalde olması gereken miktar 30′un altıdır. Hastaya günde 3 gram Reishi vermeye başladım ve 2 ay içinde sgot & sgpt sayısı 50′ye düştü. her ne kadar bu sayı normal miktardan yüksek olsa da, bu düzenli Reishi kullanımı ile çözülebilecek bir sorundu. Bu noktada test amaçlı olarak Reishi kullanımı kestirdim ve sayım bir anda 150 – 200 aralığına çıktı. Tedaviyi yeniden başlattığımızda ise tekrar düzelme görüldü. Bu sayede Reishi’nin hepatit üzerine olan etkisini kanıtlamış oldum. Belirtmeliyim ki burada da c vitamini ile beraber kullanım esastır. Hepatit tedavisinde 3 gram Reishi için karşılık gelen c vitamını dozajı 6 gramdır. Ayrıca hepatit tekrarlama şansı çok yüksek olan kronik bir hastalıktır ve bunu engellemek için daha küçük dozlarda Reishi kullanımına sürekli devam etmek gerekir. Önlem almak her zaman en iyi çözümdür.

Reishi diğer kronik hastalıklara karşı da oldukça etkilidir ve c vitamini ile beraber kullanımı en iyi çözümdür. Reishi en iyi etkisini uzun dönem önlemi olarak, sürekli kullanıldığında gösterir. Özet olarak Reishi, acıyı azaltma, vücudun bağışıklığını güçlendirme ve yaşamı uzatma konusunda kendini kanıtlamıştır. Yine de kanser kontrolü konusundaki rolü %100 belirlenmemiştir. Günümüzde kansere karşı kullanılan ilaçlar oldukça etkilidir ancak, ne yazık ki, yan etkileri de bir o kadar fazladır. Reishi yaklaşık 3000 yıllık bir geçmişe sahiptir ve bu süreç içinde kayda geçmiş hiç bir yan etkisi yoktur. bu yüzden Reishi’nin bir tedavi ve önlem aracı olarak kullanılmasını, güvenlik açısından önermekteyim. Umarım her kesimden insanlar bu projeye katılır ve Reishi ile ilgilenir ve umarım, yakın gelecekte, Reishi insanoğluna daha uzun bir ömrün kapılarını açar.

İçeriğe dön